DÜNYADAKİ EN TEMBEL IRK:ÖĞRENCİLER

Dünyadaki en tembel ırk: Öğrenciler

Öğrencilik diyince aklınıza ne geliyor? Siz düşünmeden ben söyleyeyim. “Sabahlamak” , “Anne partideyim, sonra ara”, “Batak turnuvaları”, “Yaz okulu”. Ne kadar vahim, değil mi? Türk Dil Kurumu ise ısrarla, “Öğrenim görmek amacıyla ders alan kimse” diyor öğrenciler için. Allah aşkına burada, üşendiği için evden çıkmayan bir ırktan bahsediyoruz.

Yaz okulu hicbir Ögrencinin alın yazısı değildir

Geçenlerde yine bir öğrenci arkadaşımla konuşurken yaz tatilinde ne yapacağını sordum. Utanmadan sırıtarak “Abi, bu sene de kombineyi aldık. Kaderimizde var yaz okulu.” dedi. Üzüldüm ama çok üzüldüm. Bu durum, eski bir Öğrenci olan büyük eniştemin şu lafını hatırlattı: “Bir Öğrenci tembel değilse, ırkının özünü kavrayamamıştır

Emekli Irkı vs Öğrenci Irkı

Gelelim yaygara koparılan vize ve özellikle final dönemlerine. Bu konuda “offff” ladıkları kadar derslerine çalışsalardı, dünyada Profesör Irkı adı altında yeni bir ırk olurdu. Misal olarak dünyanın en rahat ırkı olan Emekli Irkını ele alalım. İşleri ne? Domates yetiştirmek. Eylemleri ne? “Gazete okumak”. Siz hiç bir Emeklinin, “Off yaa, yine mi domates ekicem?” ya da “Bugün gazete okumasam nolur?” dediğini duydunuz mu? Tabii ki de hayır. Emekliler bir gün kızsa ve grev olarak gazete okumayı bıraksalar, ülke ekonomisi batar.

Irkçılık yapmak istemem fakat tablo şöyle:

Hem tembel hem de suçlu

Arkadaş, o kadar komik şeyler duyuyorum ki etraftan, ağlayasım geliyor bu vurdumduymaz tavırlar karşısında. Bir dönem boyunca derse gitmeyip bunu artistlik* olsun diye anlatanlar mı istersiniz, yoksa anasına babasına “Okulda zaten bir şey öğretmiyorlar yeea” diyeni mi? Çeşit çeşit bananeler! (artistlik*: Yani düşünebiliyor musunuz buradaki stratejiyi? Bizim salak oğlan, ortamda kızlara hava atmak için nelere katlanıyor. Konu derse gelince Ağrı Dağı’nı tuzla buz edebilecek bir “Offfffff” çekmeleri de, Öğrenci ırkının içler acısı halini gösteriyor.)

Veliler uyanık olun

Zamanı gelecek çocuklarınız okulu bırakmak için bazı hilelere başvuracaklar. Mesela örnek gösterme metodu dediğimiz hile türü son senelerde çok popüler. Okulu yarıda bırakan Steve Jobs ve Bill Gates senelerdir bu alanda en çok kullanılan isimler. Her sene binlerce öğrenci bu isimleri kullanarak anasını babasını kandırmaya çalışıyor. Çocuğunuz bu sebeple karşınıza geçerse eğer,  okulu bırakmaması halinde istediği kadar batak oynayabileceğini söyleyin. Hemen vazgeçecektir.

Mecliste Öğrencilik Bakanlığı kurulsun

Madem bunlar bizim çocuklarımız, artık elimizi taşın altına sokma vakti gelmiştir. Biz değil miyiz onları ilim,irfan yuvası olan okullara gönderen, beslenme çantalarını hazır eden? Biz bir takımsak, nerede takım ruhu, takım çalışması? Öğrencilerin eski itibarını kazanmaları için onlara yardım etmeliyiz.

Küçük bir rica da çok değerli öğretmenlerimiz için: “ALLAHINIZI SEVERSENİZ, DERSLERİ BİRAZ EĞLENCELİ ANLATIN”

Serdar Ortaç, başarısını bakkallara borçludur

GörselAylardan yaz, hava çok sıcak. Su almak için bakkala girdiniz. Evet, ilk bomba kulağınızda patlamış durumda: “Hayaaat, beni neden yoruyosuun?”

Biliyorum, Siz de Serdar Ortaç’ı hiç sevmeyen ama şarkılarını ezbere bilen gruptansınız.

Bir şarkıcı düşünün ki, albümünün bütün lansmanını bakkallardan yapsın. Dinleyici kitlesine, bakkalların gücünü kullanarak ulaşsın. Kısacası bakkaldan aldığınız ekmekte, sütte, gazetede Serdar Ortaç var.

Bir reklam aracı olarak bakkallar ve Bakkalcılar Lobisi

Siz, bir bakkalda Sigur Ros çaldığını, hadi onu geçtim Bob Marley çaldığını duydunuz mu? Tabii ki duymadınız; çünkü karanlık bir güç olan Bakkalcılar Lobisi, sizin sadece pop müziği dinlemenizi istiyor. Neden peki? Vallahi ben de çözemedim; ama pop müziğin reklamını bakkallar kadar yapan başka bir yer yoktur herhalde.

Tek suçlu Serdar Ortaç mı?

Bu piyasada tek suçlu aramak, dondurma dolabında Magnumların arasında vanilyalı Max aramak kadar saçma bir eylemdir. Demet Akalın, Hande Yener ve daha nicesi Bakkalcılar Lobisi tarafından korunuyor; yoksa başarılı olmaları mümkün mü? Hemen Hande Yener’den bir örnek vereyim. Geçenlerde bir arkadaşım yolda giderken “Abi süper bir şarkı dinliyorum, muhteşem ötesi” dedi. Tehlikenin farkında olmayan körpecik kulak zarlarım ve şarkı sözlerinin korkunçluğunu kaldıramayacak Türkçe dil bilgim adeta aşka gelmişti. Hayatımdaki en büyük pişmanlıklardan birine doğru yol alıyordum: “Dinlet o zaman, pampa”

 HAVAALANI

haha haha haha haha 
haha haha haha haha 

(Evet şarkı aynen böyle başlıyor)

Uçak gemi tren bir araba fark etmez 
Bu yolu hiç dert etmez

(Burada sanatçı, ulaşım araçlarına olan ilgisini dile getiriyor)

Gideceğim tek yer havaalanı 
Bana lazım yeni yaşam alanı 
Gözünün önünden uçup giderek 
Nasıl söndürdüm bütün havanı 

(Özellikle ilk 2 dizede, havaalanında sabahlayan evsizlerin havaalanlarını yaşam alanına çevirmesinden çok rahatsız olmuş. Ayrıca toplumsal bir konuya değinerek, biz toplumsal mesaj delilerini adeta mest etmiştir)

haha haha haha haha.. 

(Yine şaşırmayın, şarkı başladığı gibi bitiyor. Burada farkında olmadan “Bir nehirde 2 kere yıkanabilir miyim?” düşüncesi sorgulanmış. Ayrıca sondaki 2 noktaya dikkatinizi çekerim. Türkçe dil bilgimin intihar ettiği yer burasıdır.)

Her Şeyi Devletten mi bekleyeceğiz?

Kişisel olarak önerim, mahalledeki bakkallarımıza başka tür müziklerin de var olduğunu göstermek. Sabah 2 ekmek almaya gittiniz diyelim, evde kendi müziklerinizden yaptığınız cd veya kaseti çaktırmadan tezgahın üstüne bırakıp paranın üstünü almadan kaçın. Mutlaka onu dinleyecektir. Mahalle bakkalıyla muhabbeti ilerletip Facebook üzerinden arkadaş olanlar ise, durmadan link atsın. Youtube, Last fm bunların hepsi bu amaca uygun olarak kullanılabilir.

Bu yazımı yayımladıktan birkaç gün sonra bana ulaşamıyorsanız eğer, bilin ki ben Bakkalcılar Lobisi’nin sorgulama odasında iki elim bağlı vaziyetteyim.