Gezi Parkı ve Direnişçi Tiplemeleri

Gezi Parkı ve Direnişçi Tiplemeleri

Son 2 haftada Gezi Parkı Direnişi’nde gözlemlediğim direnişçi tiplemelerini kendi mizacımla yazmaya çalıştım. Her ne kadar direnişçileri gruplaştırmış gibi görünsem de, aslında kendimi ve hayalimde canlanan birçok direnişçiyi hemen hemen bütün grupların içine dahil edebilirim. Zaten ben de, birçok arkadaşım da bu süreç içinde farklı görevler alarak farklı direnişçi gruplarının içinde yer aldık. İşte direnişçi tiplemeleri:

 

1-Hevesliler:

Özellikle olayların başlamasından sonraki birkaç gün içinde dışarı çıkamamış veya çıkmış olsa bile tazyikli su veya biber gazına maruz kalmamış gruptur. Olayların içinde olan arkadaşlarına sürekli telefon eder ve son durumu canlı olarak öğrenmeye çalışırlar. Biber gazı yemeden eve dönmemeyi ilke edinmiş direnişçi grubudur. Gaz yemedikleri için kendilerini hep eksik hissederler.

  • Tanım cümlesi: “Abi nerdesin ya? Polis gaz attı mı? Şimdi yoldayım.”

 

2-Gerçek Savaşçılar:

Bu direnişçi grubu ise Hevesliler grubunun idolleridir. Çarşı’yı bu gruba çok rahatlıkla sokabiliriz. En ufak bir çağrıda, (Örn: Arkadaşlar, Beşiktaş’a polis müdahalesi varmış) yattıkları ağacın dibinden ok gibi fırlayıp olay yerine giderler. Mental olarak o kadar güçlüdürler ki, fiziksel yorgunluklarını hissetmezler.

  • Tanım Cümlesi: “Ben olay yerine gidiyorum”

 

3-Sosyal Medyacılar:

Aslında bu direnişe herhangi bir şekilde destek vermiş herkes bu gruba girmiş sayılır. Şimdi biraz derinden inceleyelim:

a) Evden Twittercılar: Hevesliler’in bir önceki aşamasıdır. Çeşitli sebeplerle eyleme fiziken katılamamış olsalar da ruhen destek vermişlerdir; fakat bu, onlarda paranoya derecesinde yetersizlik hissiyatı oluşturmuştur. Gidemedikleri, orada olamadıkları her an için kahrolurlar. Ama olaylar sırasında çok fazla RT yaparak haberlerin kolayca yayılmasını sağlarlar; farkında olmadıkları bir güce sahiptirler.

  • Tanım Cümlesi: “Arkadaşlar yayalım, lütfen RT”

 

b) İnstagramcılar: Direnişlerinin sonucunda kendilerine ödül vermek için çekildikleri fotoğrafları internette paylaşan direnişçilerdir. Fotoğrafların altına etiket koyarak direnişi globalleştirmişlerdir; farkına varamayacağımız bir güce sahiptirler.

Tanım Cümlesi: “Çek abi çek, birkaç tane daha çek”

 

4-Gönülden Gönüllüler:

Direnişçiler arasında en diğerkâm gruptur. Nerede yardıma ihtiyaç varsa tereddüt etmeden yardıma koşarlar. Yanlarında her türlü ilaç bulunur. Herkese durmadan yiyecek içecek götürür hatta bu yüzden Gezi Parkı’ndaki annelere annelik yapmışlıkları vardır. (CV’lik başarı)

  •  Tanım Cümlesi: “ Karnınız aç mıydı, sandiviç ister miydiniz?”

“ Talcid sıkıyorum gözlerinizi kapatın, suratınıza dokunmayın”

 

5-Tencere Tava Teyzeler:

Çoğunda menüsküs olduğu için direnişe evlerinden tencere tava ile katılan direnişçilerdir. 2 saat boyunca hiç kıpırdamadan tencere, tava yardımıyla ses çıkarma yetisine ve sabrına sahiplerdir. Yerel direnişin baş mimarlarıdır.

  •  Tanım Cümlesi: “Eski tencereleri nereye kaldırmıştık?”

 

6-Emekliler:

Gezi’deki olaylara destek verseler de, her olayın ardında, dış güçlerin ve iç mihrakların oyunları konusunda şüpheye düşerler. Mevcut hükümet ve muhalefete senelerden beri kahvehanelerden direnirler. Bu açıdan Gezi Parkı Direnişçileri’ni de bağrına basmışlardır. Kimsenin bilmediği gizli bilgilere sahiplerdir.

Tanım Cümlesi: “Biz, Tayyip’in gerçek servetinin de ne olduğunu biliyoruz”

https://twitter.com/limonatali

Reklamlar

Dinozorların nesli neden yok oldu: Elleri Küçüktü

Kendine bilim adamı diyen bir avuç insan, dinozorların yok olma sebebini Dünya’ya çarpan dev bir göktaşının, iklimi değiştirmesine bağlıyor. Hayatımda bundan daha büyük bir palavra duymadım. Yani şu gezegende insanoğlu olarak neredeyse 45.000 yıldan beri varız, amaçsız bilim-kurgu filmlerinden başka, biriniz dünyaya göktaşı çarptığını gördü mü? Zaten gezegen olarak Dünya’yı seçmemiz de bundandır. Dünya, evrende o kadar sote bir yere pusmuş ki hiçbir göktaşı Dünya’ya çarpamaz. Kendini bilim adamı zanneden şarlatanların tezini çürüttükten sonra kendi tezimi size anlatayım. Evet, dinozorlar maalesef yok oldu. Peki neden? Çok basit. Çünkü elleri küçücüktü. Yandaki resme dikkatle bakın. Bu kadar büyük bir hayvanın bu kadar küçük elleri olursa napar? Ya da napamaz?

-Göbeğini ve sırtını kaşıyamaz.

-Ağladığında göz yaşlarını silemez.

-Kulağını karıştıramaz.

Bunları yapamayan bir varlık, yaşamını ancak mutsuz bir şekilde devam ettirebilir. Bilim adamlarına inanmayın siz. Bilimle çok uğraştıkları için kafayı yemişler.

Hayvanlar aleminin yalandan kralı: Aslan

Geçen gün izlediğim bir belgeselde anlatıcı cümleye şöyle girdi: “Hayvanlar aleminin kralı aslanlar, ço”. Sinir krizlerine girmeden televizyonu orada kapattım.

Bu yalanı kim uydurdu bilmiyorum ama akrabası kedi olan bir hayvana kral demeye hiç niyetim yok. Dinozor gibi bir hayvan varken aslana “Sen ormanın kralısın, paşam” demek Kasımpaşaspor’un Barcelona’dan daha iyi pas yaptığını kabul etmekle eşdeğer bir davranıştır. Dinozorlar bu konuda problem çıkarmamışlarsa asaletlerinden ve mütevaziliklerinden çıkarmamışlardır. Yani affedersiniz, dinozor yanlışlıkla bir yellense kral dediğiniz aslan oracıkta ölür gider. Burada hala neyin krallığından bahsediyoruz ki?

İnsanlığın Dinozorlardan öğreneceği çok şey var!

Dinozorlar, Dünya üzerinde 150 milyon yıl yaşamışlar. Bu ne demek biliyor musunuz? Tabii ki de bilmiyorsunuz. İnsanlık tarihinin 3000 katı demek. Eğer insanlar da nesillerinin bu kadar uzun yaşamasını istiyorsa yapmaları gereken bazı şeyler var. İşte dinozorların uzun yaşam formülleri:

 1-Çevreye uyum sağladılar.

Bence bu konuda insanoğlundan başarılısı yok. Hele yeni nesil bu duruma o kadar alışık ki, çoğu, arkadaşlıklarını hiç tanımadığı parti ortamlarında kazanıyor. Hiçbir çekinmeleri yok maaşallah.

2-Sert kabuklu yumurtaları sayesinde pek çok yavru yaşadı.

Bence derhal üreme şeklimizi değiştirmeliyiz. Sizce de yumurtayla üreme sistemi kulağa daha havalı gelmiyor mu? Üstelik böylece gündemdeki kürtaj meselesine de bir son vermiş oluruz. Kabukla üreyen yeni neslimiz bizlerden çok daha akıllı ve dayanıklı olacaktır.

3- Bazı dinozorlar ot, bazıları da et yediklerinden yiyecek sıkıntısı çekmediler.

Vejetaryen sayımız çok az. Aralarımızdan bazıları fedakarlıkta bulunup et yemeyi bırakmalılar. Eğer hiç gönüllü çıkmazsa, kimse kusura bakmasın, kura çekerek vejetaryenleri belirleyeceğiz.

Bu 3 altın kuralla milyonlarca yıl yaşamamız mümkün. Fakat ortada daha önemli bir problem var: İnsanlardaki dinozor nefreti. Dinozorlar, insanlığın son halini görseydi Dünya’yı bize emanet edecekleri için pişman olurlardı.

Jurassic Park adlı film Amerikanın bir oyunudur

Birisi bana Jurassic Park’ın çekilme amacını söyleyebilir mi? Yani defalarca izledim ve vardığım sonuç şudur: Dinozorlar insanları yedikleri için kötü varlıklardır.

Yahu dinozorların tabiatında var bu. Alt tarafı birkaç insanı yediler diye dinozorları hedef göstermek nasıl bir terbiyesizliktir? Günümüzde aslanlar yüzünden ölen yüzlerce insan için biriniz aslanları protesto etti mi? Aslan Park diye bir film çekildi de haberimiz mi yok? Ölü dinozorların arkasından işler çevirerek büyük günaha giren Amerika’nın amacı, dinozorların popülaritesini azaltmak ve onları küçük düşürmek.

Gelelim filmin yönetmeni Steven Spielberg‘e. Bilim kurgu sinemasının bu adamdan çektiğini, insanlar sivrisineklerden çekmemiştir. Sırf bu adamın dandik bilim kurgu filmleri yüzünden Akademi, yıllardır bilim kurgu filmlerine Oscar ödülünü vermiyor. Stanley Kubrick’in 2001: A Space Odyssey filminin Oscar’ı alamamasının tek sebebi de budur. Jurassic Park’ı izleyip öve öve bitiremeyen insanlar da bu Amerikan oyununa alet oluyorlar işte. Cahillik… Allah kimseye vermesin.

DÜNYADAKİ EN TEMBEL IRK:ÖĞRENCİLER

Dünyadaki en tembel ırk: Öğrenciler

Öğrencilik diyince aklınıza ne geliyor? Siz düşünmeden ben söyleyeyim. “Sabahlamak” , “Anne partideyim, sonra ara”, “Batak turnuvaları”, “Yaz okulu”. Ne kadar vahim, değil mi? Türk Dil Kurumu ise ısrarla, “Öğrenim görmek amacıyla ders alan kimse” diyor öğrenciler için. Allah aşkına burada, üşendiği için evden çıkmayan bir ırktan bahsediyoruz.

Yaz okulu hicbir Ögrencinin alın yazısı değildir

Geçenlerde yine bir öğrenci arkadaşımla konuşurken yaz tatilinde ne yapacağını sordum. Utanmadan sırıtarak “Abi, bu sene de kombineyi aldık. Kaderimizde var yaz okulu.” dedi. Üzüldüm ama çok üzüldüm. Bu durum, eski bir Öğrenci olan büyük eniştemin şu lafını hatırlattı: “Bir Öğrenci tembel değilse, ırkının özünü kavrayamamıştır

Emekli Irkı vs Öğrenci Irkı

Gelelim yaygara koparılan vize ve özellikle final dönemlerine. Bu konuda “offff” ladıkları kadar derslerine çalışsalardı, dünyada Profesör Irkı adı altında yeni bir ırk olurdu. Misal olarak dünyanın en rahat ırkı olan Emekli Irkını ele alalım. İşleri ne? Domates yetiştirmek. Eylemleri ne? “Gazete okumak”. Siz hiç bir Emeklinin, “Off yaa, yine mi domates ekicem?” ya da “Bugün gazete okumasam nolur?” dediğini duydunuz mu? Tabii ki de hayır. Emekliler bir gün kızsa ve grev olarak gazete okumayı bıraksalar, ülke ekonomisi batar.

Irkçılık yapmak istemem fakat tablo şöyle:

Hem tembel hem de suçlu

Arkadaş, o kadar komik şeyler duyuyorum ki etraftan, ağlayasım geliyor bu vurdumduymaz tavırlar karşısında. Bir dönem boyunca derse gitmeyip bunu artistlik* olsun diye anlatanlar mı istersiniz, yoksa anasına babasına “Okulda zaten bir şey öğretmiyorlar yeea” diyeni mi? Çeşit çeşit bananeler! (artistlik*: Yani düşünebiliyor musunuz buradaki stratejiyi? Bizim salak oğlan, ortamda kızlara hava atmak için nelere katlanıyor. Konu derse gelince Ağrı Dağı’nı tuzla buz edebilecek bir “Offfffff” çekmeleri de, Öğrenci ırkının içler acısı halini gösteriyor.)

Veliler uyanık olun

Zamanı gelecek çocuklarınız okulu bırakmak için bazı hilelere başvuracaklar. Mesela örnek gösterme metodu dediğimiz hile türü son senelerde çok popüler. Okulu yarıda bırakan Steve Jobs ve Bill Gates senelerdir bu alanda en çok kullanılan isimler. Her sene binlerce öğrenci bu isimleri kullanarak anasını babasını kandırmaya çalışıyor. Çocuğunuz bu sebeple karşınıza geçerse eğer,  okulu bırakmaması halinde istediği kadar batak oynayabileceğini söyleyin. Hemen vazgeçecektir.

Mecliste Öğrencilik Bakanlığı kurulsun

Madem bunlar bizim çocuklarımız, artık elimizi taşın altına sokma vakti gelmiştir. Biz değil miyiz onları ilim,irfan yuvası olan okullara gönderen, beslenme çantalarını hazır eden? Biz bir takımsak, nerede takım ruhu, takım çalışması? Öğrencilerin eski itibarını kazanmaları için onlara yardım etmeliyiz.

Küçük bir rica da çok değerli öğretmenlerimiz için: “ALLAHINIZI SEVERSENİZ, DERSLERİ BİRAZ EĞLENCELİ ANLATIN”

Serdar Ortaç, başarısını bakkallara borçludur

GörselAylardan yaz, hava çok sıcak. Su almak için bakkala girdiniz. Evet, ilk bomba kulağınızda patlamış durumda: “Hayaaat, beni neden yoruyosuun?”

Biliyorum, Siz de Serdar Ortaç’ı hiç sevmeyen ama şarkılarını ezbere bilen gruptansınız.

Bir şarkıcı düşünün ki, albümünün bütün lansmanını bakkallardan yapsın. Dinleyici kitlesine, bakkalların gücünü kullanarak ulaşsın. Kısacası bakkaldan aldığınız ekmekte, sütte, gazetede Serdar Ortaç var.

Bir reklam aracı olarak bakkallar ve Bakkalcılar Lobisi

Siz, bir bakkalda Sigur Ros çaldığını, hadi onu geçtim Bob Marley çaldığını duydunuz mu? Tabii ki duymadınız; çünkü karanlık bir güç olan Bakkalcılar Lobisi, sizin sadece pop müziği dinlemenizi istiyor. Neden peki? Vallahi ben de çözemedim; ama pop müziğin reklamını bakkallar kadar yapan başka bir yer yoktur herhalde.

Tek suçlu Serdar Ortaç mı?

Bu piyasada tek suçlu aramak, dondurma dolabında Magnumların arasında vanilyalı Max aramak kadar saçma bir eylemdir. Demet Akalın, Hande Yener ve daha nicesi Bakkalcılar Lobisi tarafından korunuyor; yoksa başarılı olmaları mümkün mü? Hemen Hande Yener’den bir örnek vereyim. Geçenlerde bir arkadaşım yolda giderken “Abi süper bir şarkı dinliyorum, muhteşem ötesi” dedi. Tehlikenin farkında olmayan körpecik kulak zarlarım ve şarkı sözlerinin korkunçluğunu kaldıramayacak Türkçe dil bilgim adeta aşka gelmişti. Hayatımdaki en büyük pişmanlıklardan birine doğru yol alıyordum: “Dinlet o zaman, pampa”

 HAVAALANI

haha haha haha haha 
haha haha haha haha 

(Evet şarkı aynen böyle başlıyor)

Uçak gemi tren bir araba fark etmez 
Bu yolu hiç dert etmez

(Burada sanatçı, ulaşım araçlarına olan ilgisini dile getiriyor)

Gideceğim tek yer havaalanı 
Bana lazım yeni yaşam alanı 
Gözünün önünden uçup giderek 
Nasıl söndürdüm bütün havanı 

(Özellikle ilk 2 dizede, havaalanında sabahlayan evsizlerin havaalanlarını yaşam alanına çevirmesinden çok rahatsız olmuş. Ayrıca toplumsal bir konuya değinerek, biz toplumsal mesaj delilerini adeta mest etmiştir)

haha haha haha haha.. 

(Yine şaşırmayın, şarkı başladığı gibi bitiyor. Burada farkında olmadan “Bir nehirde 2 kere yıkanabilir miyim?” düşüncesi sorgulanmış. Ayrıca sondaki 2 noktaya dikkatinizi çekerim. Türkçe dil bilgimin intihar ettiği yer burasıdır.)

Her Şeyi Devletten mi bekleyeceğiz?

Kişisel olarak önerim, mahalledeki bakkallarımıza başka tür müziklerin de var olduğunu göstermek. Sabah 2 ekmek almaya gittiniz diyelim, evde kendi müziklerinizden yaptığınız cd veya kaseti çaktırmadan tezgahın üstüne bırakıp paranın üstünü almadan kaçın. Mutlaka onu dinleyecektir. Mahalle bakkalıyla muhabbeti ilerletip Facebook üzerinden arkadaş olanlar ise, durmadan link atsın. Youtube, Last fm bunların hepsi bu amaca uygun olarak kullanılabilir.

Bu yazımı yayımladıktan birkaç gün sonra bana ulaşamıyorsanız eğer, bilin ki ben Bakkalcılar Lobisi’nin sorgulama odasında iki elim bağlı vaziyetteyim.

Hamur işi Tabağındaki Tatlı-Tuzlu Rekabeti

Başlamadan evvel 2 tarafı da iyi tanımak ve analiz etmek lazım.Bununla birlikte son 20-30 yıldır (hamur işi günleri tarihsel doğuşu) tatlıların ezici üstünlüğüyle beraber bu rekabetin, yerini hamur işi tabağındaki tuzluların mahlus kaderine bıraktığını söylemeliyiz.Şimdi 2 tarafı da irdelemeye çalışalım.

Tatlılar

Avantajları
-Aslında en büyük avantajları, varoluşumlarının da gerektirdiği gibi tatlı yiyecek olmalarıdır.
-Tatlıya her zaman ihtiyaç vardır, hiçbir zaman geri çevrilmez.
-İnsanlar hünerlerini asıl bu bölümde gösterirler.

Dezavantajları
-Ye tatlıyı s.k yozgatlıyı lafıyla belli bir yörenin insanlarını ötekileştirir, bu yönüyle toplumsal ayrışımlara sebep olurlar.

Tuzlular

Avantajları
-Eğer insanlar açsa ilaç gibi gelebilir, ağıza birkaç tane atılır ve sorun giderilir.

Dezavantajları
-Eğer insanlar açsa ‘yok abi karnım aç, onlarla doldurmayayım karnımı’ gibi tepkiler verebilir.
-İhtiyaç haricinde genelde tercih edilmez.
-Sempatik bir yanları yoktur.

Sonuç olarak biz insanlara düşen bazı görevler var, bu rekabette durumu eşitlememiz gerekli, bunu da daha az tatlı yiyerek yapabiliriz mesela.
Bence bir hamur işinin dünyaya tuzlu olarak gelmesiyle, bir Hindistanlı çocuğun dünyaya kast sisteminin en alt tabakasındaki bir aileye gelmesi arasında hiçbir fark yok.

Tuzluların tek ihtiyacı, karşı taraftan empati yapılmasını beklemek.
Bazı muhabbet ortamlarında böyle tabaklar geliyor içi hamur işi dolu, kafayı 2 kere çevir hooop tatlılar bitmiş, sadece tuzlular kalmış. Yani arkadaş, tabağa bir bakıyorsun, tuzlular orada behlül behlül sana bakıyor ‘beni yee’ diye naralar atıyor, sen de utanmadan ‘nerde bu tatlılaar yaaee, hanginiz bitirdiniz?’ diyorsun.O tabakta bulunan tuzluların psikolojisini hiç düşünmediğin gibi, afedersin zaten burunları büyük olan tatlıların kıçını kaldırıyorsun.
Bence hiç mantıklı değil.

Artık bu konuda daha hassas davranmamızı temenni ediyorum.

Ayrıca bu yazımı, yenilmiş ve yenilecek olan tüm tuzlu mamüllere ithaf ediyorum.

altın günlerindeki anne tiplemeleri

Altın günlerine, bir şekilde birbirileriyle tanışarak üyesi haline gelen anne türleridir.Birkaç türe ayrılır:

1-Rekabetçi anneler:
Altın günlerindeki dinamizmi büyük ölcüde saglayan anne türüdür.Kendisi söz aldığında grubun geri kalanı onu pürdikkat dinler ve temkinli bir biçimde, vereceği cevabı içlerinden etüd eder.Tersi fenadır.Kendisine karşı yanlış veya olumsuz bir hareket yapılırsa hiç affetmez yapıştırır cevabı.Sürekli olarak, diğerlerinin çocuklarının eğitim durumu veya işleri hakkında sorular sorar.Cevabı genelde ‘hee öyle mi? bizim hakan’da öyle yapar zaten’ tarzındadır.Asla altta kalmaz.Grubun korkulan üyesidir, ama öte yandan en popüler insanıdır.Bu gruba mensup iki insan genelde aynı ortamda bulunmazlar yoksa Allah muhafaza durumlar ortaya çıkabilir.

tanım cümlesi: ‘Evet nalan hanım, sizin çocuk nereyi kazanmıştı? ya da ‘Maaşı nasıl, iyi mi bari?’

2-Alttan alan anneler:
Genelde grubu koordine eden annelerdir.Hiçbir şekilde grubun dağılmasına ya da tadının kaçmasına izin vermezler.Yaşanılan en ufak bir tatsızlıkta, ustaca konuyu değiştirebilme yetisine sahiptirler.Konu açma görevi onlarındır, muhabbetin yönünü belirleme konusunda İtalyan defansı istikrarına sahiptirler.

tanım cümlesi: ‘Nerminciğim yaptığın kurabiyeler gerçekten cok leziz, nasıl yapıyorsun?’

3-Hiçbir şeye karışmayan anneler:
Sorulara genel geçer cevaplar verirler.Adeta bir spor müsabakasında izleyici gibidirler.Etliye sütlüye karışmadıkları gibi konu açmaya da hiç yeltenmezler.Sorulan sorulara 1-2 kelimeyle cevap verirler, görevleri bitince de bir daha konuşmamak üzere köşelerine çekilirler.

tanım cümlesi: ‘evet.’ ve ‘tabii, olur’

4-Ev sahibi anneler:
Psikolojik baskıyı en çok hisseden türdür.Sürekli bir telaş içindedirler, hiçbir şeyden emin değillerdir ve içlerinden ‘acaba olur mu ki?’ diye sorarlar.Onlar için en önemli şey yemeklerin ve servisin beğenilip beğenilmediğidir.Muhabbet içinde bile akılları, demlenen çayın son halindedir.

tanım cümlesi:’Çay demlendi sanırım’ ya da ‘Tüh, tuzu az mı olmuş?’

5-Yaşça en büyük anneler:
Yaşlarının getirdiği bir olgunluğa sahiptirler, ayrıca sevecen ve yardımseverlerdir.Çoğunlukla grubun ablası konumundadırlar ve herkesten saygı görürler.Grubun diğer üyeleri, özel sorunlarını genelde bu grupla paylaşır ve ondan bir fikir vermesini ister, genelde aradıkları cevapları bulurlar.

tanım cümlesi:’esracım, güzelim neyin var bugün, yorgun gözüküyorsun?’

I Vitelloni


Bildigin aylak cetesi la bunlar.
Bi okuyayım işe gireyim yok, aksama kadar gez balolara katıl
afedersin karı kız ortamlarında hoş beş et ondan sonra detektifvari artistik mantoları giy kusan.
Gel sonra kahvaltıda ‘baba birazcık para versene, soz geri vercem bu sefer’ de.
bok vericen.Hele o alberto tam fırlama.Fausto desen yazmadıgı kız kalmadı.Evli barklı adamsın olum.
Leopoldo arkadasımız biraz sanata yatkın tabi, cocugu bırakmıyorlar ki sanatını yapsın.
Moralda kardeşimiz ise en mazlumu.Arkadas cevresi diyolar ya cok onemlı.
Tabi suc anne ve babamızda cocugu bası bos bırakmıcan abi, ama bak işte cocugun icinde varmıs, dedi ‘gitmek gerek bazen’ filmin sonunda cekti gitti adam.Helal olsun.
Fellini abimize sorulacak tek soru ise:
Abi eline saglık da, bu 5 karakter senin ruh halini yansıtıyor diyolar tamam.
Diger 4 unu anladıkta Alberto ne iş hocam?

Bu videoda, Alberto işçilere el hareketi çektikten sonra araba bozuluyor ve kaçmaya başlıyorlar. Hiçbir şeyden habersiz arabada uyuyan Moralda ise nolduğunu anlayamıyor.

Trafikte Telepati Yoluyla Adam Dövmek

Öncelikle olayı özetleyeyim
2 tane arac sahibi var, bunlar yolda gidiyorlar ve öndeki, yanlış veya istenmeyen bir hareket yapıyor.Arkadaki araç sahibi de bu duruma tepkisini gosteriyor, aracı sollarken yaklaşık olarak birkaç saniye adamı büyük bir öfke içinde süzüyor.
Diyor ki içinden:
‘Davara bak hele!’
Eminim hepiniz bu olaya şahit olmuşsunuzdur.Şimdi birazcık detaya inelim.
Elimizde 2 tane insan tipi var.Birincisi tepkiyi ceken ve bu anlamsız bakışa maruz kalan kişi, diğeri ise malumunuz bu tepkiyi gosteren asabi kişidir.

Aslında her şey 1. kişinin trafikte hal ve hareketlerine kıl olan 2. Kişinin, duruma daha fazla kayıtsız kalamayıp onu sollamaya başlarken bu işi gayet asabi bir tavırla ağzından cıkacak bir iki kotu kelimeye meyillenerek hakkı olan şeyi (bir nevi adalet)(!) arzu etmesiyle başlar.Yolun kendisine bırakılması yani.
Aslında 1. kişi acemi olabilir ve yavaş gidiyordur ya da işte acelesi yoktur etrafına bakarak gidiyordur,
ama bunlar arkada henuz sollama yapamadıgı icin, ici icini yiyen delikanlımıza sebep midir? Hayır.
Söker mi? Sökmez.

Bu durumdan bir haber olan öndeki arkadaşımız, birazdan başına gelecekleri maalesef cok kötü bir yolla ögrenecektir.işte bu metotta şudur :

Telapati yöntemiyle, gözlerini de kullanarak adama agız burun dalmak.

İşte bu iki aracın, şeritte paralel oldugu (yan yana) andan itibaren bu kapışma başlar.Tabi galip bellidir, kaldı ki 1. arkadaş olayın ne oldugunu bile bilmiyordur ki karşılık verebilsin.(aslında 2. kişinin basta yerinde olmadıgına inandıgı adalet, bu durumla beraber bir manada yerine gelmiş olur.)

İşte izleyenler için keyfine doyulmayacak o zaman dilimi başlar.Asabi kişi telepatiye gecmiş ve diger kişiyi coktan süzmeye başlamıştır, adeta trans halindedir ve tüm kinini gözlerinden fışkırtarak 1. kişiye dalma eylemine başlamıştır.
İşte bu safha konsantrasyonun ve yogunlugun doruğa ulastıgı andır.
Son kısımda ise, kişi sollanır ve beklenilen kelimeler sarfedilir:

‘Yol babanın mı len it oğlı it ‘ (evet burada gercekten diğer kişinin bunu duyduğuna inanır)

Diğer arabadaysa daha cok sükunet vardır, olaya anlam veremeyen kişi ise apayrı bir dünyadadır:

‘Hanım, bu başa sarıyor diger kaseti taksana.’

Hapşırık ve Şort

Aniden hapşırdıktan sonra annenin beklenilen ‘Afferin olum aferin, şort giy sen’ lafını işitmek insana çok koyuyor.
Yani hapşırdın mı? Tamam olay bitti her türlü suçlusun artık, yani hapşırmışsın daha ötesi var mı? Gerekeni yapmamışsın. Bence hapşırırken, ha şimdi uyarı geliyor en iyisi ben buna öksürük süsü vereyim
diyip 2-3 kere yalandan kısaca öksürmeyi tercih etmeliyiz.
neden?
Çünkü artık eşşek kadar adam olduk, yaşken eğilemedik ki anasını satayım.
15-20 derece havayı gördük mü bırakın şort için havaların yeteri kadar ısınmadığını sorgulamayı direkt altına hangi ayakkabıyı giysek diye düşünüyoruz.
Aslında buradaki 2 tipi (15-20 derece havayı görür görmez neşeyle şortunu giyebilen ve rahatına düşkün olan insan ile annesi)
günümüz Almanyası ve Yunanistanına her açıdan olmasa da benzetebiliriz.
Şu sıralar krizde olan Yunanistan ve bunu dert eden Almanya var önümüzde,
hatta Almanya o kadar içselleştirmiş ki olayı dayanamayıp şöyle buyurmuştur:

+ ulan gtünüze kadar borca battınız hala sirtaki oynayıp, rakı masasında tabak kırıyonuz, aklınızı başınıza devşirin bak! Hala beyaz peynirin yerini soruyo, olm bak ekonomi diyorum, AB diyorum, sen bana beyaz peynir diyosun.

– ya bırak bunları da gel bu akşam bi parlatalım be hacı, görende ilk defa kriz gördük sancak. Batmayız oluum biz arkamız sağlam, sen varken hele. hehehehehe.

+ sen çalış bu yesin. banane lan.yok olmaz! ama ekonomi nolacak? ya olum ne puştsun ya.

– zeytin yağlı yiyemem ammaaaaan.hehehehe.Kofi Annan’ı da çağırın.lan Kofi ne kadar emekli maaşı alıyon la piçoooz.hehehehe.

Ya işte durum bundan ibaret.
Ağustos böceği ve karınca hikayesi gibi işte.
Şansınız varsa hapşıracağınızı önceden tahmin ederek, hapşırık sesini minimuma indirin, kafanızı koltuğa falan gömün işte ya da kendinizi sıkın kaburgalar yer değiştirsin ya da ekvatora daha yakın bir ülkede yaşayın, bahaneniz olsun.
Yani olay gizlilikte.karşı tarafın yorum yapıp eleştirmemesi için olaydan haberi olmaması lazım ki
rahat rahat hapşırabilelim.